4 Kasım endişesi: Hedef liste genişliyor! En kritik ayrıntı ortaya çıktı | ‘Asıl mesele sanıldığı gibi değil’
Orta Doğu’da aylardır devam eden gerilim yeniden tehlikeli bir boyuta taşınıyor. Washington’dan Körfez ülkelerine iletildiği öne sürülen askerî uyarı, bölgede yeni bir çatışma ihtimalini gündeme getirdi. ABD’nin olası hamlesine karşı Tahran’dan gelen mesajlar ise endişeleri artırdı. Üstelik bu kez iddiaların merkezinde dikkat çeken bir tarih var.
TARİH DİKKAT ÇEKİCİ! NELER OLACAK?
ABD merkezli MS NOW kanalına konuşan ve isimleri açıklanmayan üç Körfez yetkilisi, Washington yönetiminin bölge ülkelerine İran’a yönelik kısa süreli ancak yoğun bir saldırı dalgası ihtimalini ilettiğini ileri sürdü. Wall Street Journal da daha önce Washington’ın Körfez ülkelerini İran ile yaşanabilecek yeni bir askerî tırmanışa karşı bilgilendirdiğini yazmıştı.
Özellikle saldırı iddialarının 4 Kasım tarihine işaret etmesi, Trump’ın daha önce yaptığı açıklamaları da yeniden gündeme getirdi. ABD Başkanı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Washington’ın ara seçimlerden önce İran’a saldırmayacağını belirtmişti. Ancak seçimlerin ardından nasıl bir yol izleneceğine ilişkin net bir mesaj vermemesi, askerî operasyon ihtimaline yönelik soru işaretlerini artırdı.
Trump’ın bir yandan askerî seçenekleri gündemde tutarken diğer yandan diplomatik çözüm ihtimalini tamamen dışlamaması, Washington’ın gerçek niyetine ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi. ABD Başkanı’nın İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı görüşme de bu süreçte dikkat çekti. Axios’un haberine göre görüşmenin gündeminde İran konusu yer aldı. Trump ise görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı vermeden Netanyahu ile oldukça iyi bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.
Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nün Orta Doğu politikası uzmanlarından Hasan Alhasan, CNN’e yaptığı değerlendirmede ABD’nin yeni bir askerî tırmanış ihtimaline ilişkin verdiği mesajların bölgedeki endişeyi artırdığını belirtti.

“TARİH SEÇİMİ İÇ POLİTİKAYLA İLGİLİ ANCAK AMAÇ SANILDIĞI GİBİ DEĞİL”
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral Toğa, “Tarih seçimi iç politikayla ilgili ancak amaç sanıldığı gibi değil. Görünüşte bir seçim hamlesi gibi duruyor. Aslında tam tersi” dedi ve şöyle devam etti:
— Trump, savaşı seçimden önce oy toplamak için değil, oy kaybetmemek için erteledi. Seçimden önce yeni saldırı olmayacağına söz verdi ve ABD, 1 Eylül’den bu yana İran’ı vurmadı. Çünkü savaş, Amerikan kamuoyunda popüler değil. Pew’in son anketine göre Amerikalıların yüzde 65’i Trump’ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Yani 4 Kasım vurgusu bir kampanya aracı değil, bir zamanlama tercihi. ABD basınına yansıyan değerlendirmelere göre ara seçimlerden sonra Trump’ın iç politikadaki gücü azalacak, dikkati de dış politikaya ve bırakacağı mirasa kayacak. Beyaz Saray ise seçim sonuçlarının İran kararını etkilemeyeceğini söylüyor.
— 4 Kasım’ın ayrıca sembolik bir yükü de var. Trump’ın son mitinginde İran’ın 1979’dan beri Amerika’ya karşı savaş yürüttüğünü söylemesi bu sembolizmi güçlendiriyor. Ancak bence belirleyici olan sembolizmden öte takvim. Zira askerî hazırlıklar da aynı döneme denk geliyor. Kuvvet yığınağı kasım ayında tamamlanıyor. Gecelerin uzaması da hava saldırıları açısından hayati olmasa da önem arz eden bir durum.

‘KÜÇÜK BİR DESTANSI ÖFKE OPERASYONU DAHA’
Bu noktada şu sorunun cevabı önemli: Tehdit seçim sonrası pozisyonu güçlendirmek için mi kullanılıyor?
Bu soruya “Kısmen evet” cevabını veren Toğa, “Ancak asıl muhatap Amerikan seçmeni değil, Doha’daki müzakere masası. Trump, bir yandan şubat ayındaki ilk saldırı dalgasına atıfla ‘küçük bir Destansı Öfke Operasyonu daha’ yapabileceğini söylüyor, diğer yandan görüşmelerin iyi gittiğini ifade ediyor. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Trump’ın henüz karar vermediğini ve diplomatik çözümü tercih ettiğini söyledi. Bu durum, tehdidin bir karar değil, bir baskı aracı olarak kullanıldığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.
TAHRAN’DAN SERT MESAJ: OLASI SALDIRININ KARŞILIĞI BÖLGEYİ AŞABİLİR
ABD’nin saldırı hazırlığı yaptığı yönündeki iddialar gündemdeki yerini korurken İran yönetimi de olası bir müdahaleye karşılık verileceği mesajını yineliyor. CNN’e konuşan üst düzey bir İranlı güvenlik yetkilisi, yeni bir çatışma yaşanması durumunda Tahran’ın yalnızca petrol tesislerini değil, yapay zeka ve diğer stratejik alanlarla bağlantılı altyapıları da hedef alabileceğini söyledi. Yetkili, olası bir savaşın uzun süreli ve beklenmedik gelişmelere sahne olabileceği uyarısında bulundu.
İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in de olası bir saldırıya coğrafi sınır tanımaksızın karşılık verilmesi yönünde talimat verdiği de öne sürüldü.
Bu açıklamalar, olası bir çatışmanın İran ve İsrail arasındaki askerî mücadeleyle sınırlı kalmayabileceği yönündeki endişeleri artırdı. Özellikle Körfez ülkelerindeki Amerikan askerî varlığı ve bölgesel enerji altyapısı, yeni bir gerilimde öne çıkabilecek başlıklar arasında değerlendiriliyor.

İRAN’IN TEHDİT MESAJINDAKİ İKİ KRİTİK AYRINTI NE?
Peki İran liderliğinin olası bir saldırıya coğrafi sınır tanımayan bir karşılık verileceği yönündeki açıklaması, Körfez ülkeleri açısından nasıl bir güvenlik riski oluşturuyor? Özellikle ABD’nin bölgedeki askeri üslerine ev sahipliği yapan ülkeler, kendilerini ABD ile İran arasındaki olası bir savaşın doğrudan tarafı olmaktan nasıl koruyabilir?
“Önce şunu belirtmek lazım: Bu risk, Körfez ülkeleri için yeni değil. Savaş boyunca İran, neredeyse ABD üssü barındıran her ülkeyi vurdu. Ekim ayındaki bir araştırmaya göre İran ve müttefik grupları, Körfez’de 84 kritik altyapı noktasına en az 135 saldırı düzenledi” diyen Oral Toğa, “Rehber Mücteba Hameney’in açıklamasındaki yenilik iki noktada” diyerek şu önemli detayları paylaştı:
— Birincisi, coğrafya. Rehber herhangi bir ülke adı vermedi ve bu konu Körfez’i de aşabilir. Azerbaycan’dan Girit’e kadar çok sayıda yerin geçmişte zikredildiği hatırlanmalıdır. Keza Genelkurmay Başkanı, geniş bir coğrafyayı kapsayan yeni bir hedef listesi hazırlandığını açıkladı. Bu da Avrupa’daki ABD tesislerine dair daha önce basına yansıyan senaryoları akla getiriyor. İkincisi, hedeflerin niteliği. Rehber, hedef listesinin ABD ve İsrail’e ait somut ve soyut bütün varlıkları kapsayacak şekilde güncellenmesini istedi. Yani üslerin yanında enerji altyapısı, finans ve iletişim ağları da kapsamda.
— Körfez ülkeleri kendilerini nasıl koruyabilir? En önemli araç şu ayrım: ABD varlığına ev sahipliği yapmak başka, topraklarının ve hava sahasının İran’a saldırı için kullanılmasına izin vermek başka. Suudi Arabistan, mayıs ayında bu ayrımı yaptı ve üslerinin kullanımına izin vermedi. Basına yansıyan bilgilere göre bazı Körfez ülkeleri, yeni bir saldırının kendi topraklarından başlatılmasına şimdi de direnç gösteriyor.
KÖRFEZ’DE SESSİZ HAZIRLIK: AİLELER AYRILIYOR, OFİSLER UZAKTAN ÇALIŞMAYA GEÇİYOR
Olası bir çatışmaya ilişkin endişeler yalnızca siyasi ve askerî çevrelerle sınırlı değil. Körfez ülkelerinde yaşayan siviller de yeni bir savaş ihtimaline karşı günlük yaşamlarını yeniden gözden geçiriyor. CNN’e konuşan Suudi Arabistan’da yaşayan 36 yaşındaki bir ABD vatandaşı, bölgede son dönemde belirgin bir atmosfer değişikliği yaşandığını söyledi.
Kasım ayındaki gelişmeler öncesinde ülkeden ayrılmayı planladığını belirten Amerikalı, insanların daha temkinli hareket ettiğini ve gelişmeleri beklediğini ifade etti. Bölgedeki bazı iş yerlerinde uzaktan çalışma uygulamalarının yeniden gündeme geldiği, eğitim faaliyetleri ve ulaşım konusunda olası aksaklıklara karşı hazırlık yapıldığı aktarıldı. Özellikle uçuşların iptal edilmesi ve hava sahalarının kapatılması ihtimali, bölge sakinlerinin endişeleri arasında bulunuyor.
Abu Dabi’de yaşayan 36 yaşındaki bir başka ABD vatandaşı da yeni bir çatışma ihtimalinin günlük hayatı yeniden değiştirmesinden korktuğunu belirtti. Daha önce bölgede kendisini güvende hissettiğini söyleyen kadın, yeniden saldırılarla dolu bir dönem yaşamak istemediğini dile getirdi.
BARIŞ İÇİN ARABULUCULUK YAPAN ÜLKELER DE TEHLİKEDE Mİ?
“Bir başka araç diplomasi” diyen Oral Toğa, “Katar’ın son günlerde yürüttüğü yoğun arabuluculuk bunun en açık örneği. Arabulucu bir ülkeyi hedef almak, Tahran için siyasi maliyeti yüksek bir tercih. Bir başka araç da Washington’a yapılan baskı” dedi ve ekledi:
“Körfez başkentleri, ABD’den gerilimi düşürmesini açıkça talep ediyor. Ancak bir gerçeği de kabul etmek lazım: Bu adımlar riski azaltır, sıfırlamaz. Nitekim Katar, İran’la iyi ilişkilerine rağmen mart ayında Ras Laffan saldırısından kaçamadı. İran’ın gözünde belirleyici olan, ev sahibinin niyeti değil, Amerikan varlığının kendisi. Kısacası Körfez ülkeleri savaşın tarafı olmaktan çıkabilir ancak savaşın sahası olmaktan tam olarak kurtulamaz.”
“TARAFLAR GERÇEKTEN UZLAŞI ARIYOR AMA KENDİ ŞARTLARIYLA”
ABD ve İran arasında arabulucular üzerinden diplomatik temaslar sürerken aynı zamanda askeri tehditlerin artırılması nasıl okunmalı? Taraflar gerçekten diplomatik bir uzlaşı arayışında mı, yoksa olası yeni bir askerî çatışma öncesinde müzakere masasında ellerini güçlendirmeye mi çalışıyor?
“Bu iki hattı birbirinin alternatifi olarak görmemek gerekiyor. Askerî tehdit, müzakerenin alternatifi değil, fiyatı. İki taraf da aynı anda hem masayı hem sahayı kullanıyor” diyen Oral Toğa, şöyle devam etti:
— Önce masaya bakalım. İranlı müzakereciler üç gündür Doha’da Katarlı arabulucularla görüşüyor ve bu görüşmeler Washington’la koordineli yürütülüyor. Pakistanlı arabulucular da sürecin içinde. Katar’ın önerisi, yedi gün boyunca karşılıklı güven artırıcı adımlar atılmasını öngörüyor. Masadaki denklem de aşağı yukarı belli: Hürmüz’ün açılması karşılığında yaptırımlar ve dondurulmuş varlıklar konusunda adımlar, ardından nükleer müzakerelere dönüş. Katar ayrıca İran’ın 6 milyar doları aşan varlığının serbest bırakılması için çalışıyor.
— Sahaya bakalım. Washington, Körfez’deki müttefiklerine 4 Kasım’dan itibaren kısa ve yoğun bir saldırıya hazırlıklı olmalarını bildirdi. Tahran’da ise Rehber Mücteba Hamenei, savaş başladığından bu yana üç üst düzey komutanla birlikte yaptığı ilk kamuya açık toplantıda coğrafi sınır tanımayan bir karşılık talimatı verdi. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise hem savunmaya hem diplomasiye hazır olduklarını söylüyor. Taraflar gerçekten uzlaşı mı arıyor? Evet, ama kendi şartlarıyla. Sorun içerikte değil, sıralamada. Kim önce adım atacak? İran önce yaptırımlar ve varlıklar konusunda adım atılmasını istiyor. Washington ise önce Hürmüz’ün açılmasını talep ediyor.
SALDIRILAR HAFIZALARDAN SİLİNMEDİ: BAHREYN’DE YENİ SAVAŞ KORKUSU
Bölge halkının endişesinin arkasında, önceki çatışmalarda yaşanan saldırıların bıraktığı izler bulunuyor. Özellikle İran’ın saldırılarından etkilenen Körfez ülkelerinde yaşayanlar, yeni bir savaşın sonuçlarını yeniden yaşamak istemiyor. Bahreyn’de yaşayan 21 yaşındaki Fawaz, CNN’e yaptığı açıklamada bombardıman seslerinin insanlar üzerinde travmatik etkiler bıraktığını söyledi.
Saldırı seslerinin özellikle geceleri uyumayı zorlaştırdığını belirten Fawaz, birçok kişinin yaşananlara alışmaya çalışsa da korkunun devam ettiğini ifade etti. Suudi Arabistan’da ise İran destekli Husilerin saldırı ihtimali nedeniyle güvenlik endişeleri gündemdeki yerini koruyor. Bazı etkinliklerin iptal edilmesi, ofislerin uzaktan çalışma sistemine geçmesi ve eğitim faaliyetlerine ilişkin tedbirlerin alınması, gerilimin günlük hayata yansımaları arasında gösteriliyor.



